Tutunamayanlar
Oğuz Atay – Tutunamayanlar
Hayata Tutunamayanların Değil, Hayata Başka Türlü Tutunmak İsteyenlerin Romanı
Bazı romanlar bir hikâye anlatır.
Bazıları ise okurun kendi hayatına bakışını değiştirir.
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanı ikinci gruba girer.
İlk bakışta Turgut Özben’in, yakın arkadaşı Selim Işık’ın intiharından sonra onun hayatını araştırmasını anlatır.
Ancak roman ilerledikçe bunun yalnızca bir arkadaşın ölümünü anlamaya çalışma hikâyesi olmadığını görürüz.
Turgut’un aradığı aslında yalnızca Selim Işık değildir.
Kendi hayatını…
Kendi seçimlerini…
Kendi çevresini…
Ve içinde yaşadığı toplumdaki yerini de sorgulamaya başlar.
Bu nedenle Tutunamayanlar:
Bir arkadaşın ardından çıkılan yolculuğun, insanın kendisine doğru yaptığı bir yolculuğa dönüşmesidir.
Kitabın Yazarı: Oğuz Atay Kimdir?
Oğuz Atay, 1934 yılında İnebolu’da doğdu.
Ankara Maarif Koleji ve İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Üniversitede öğretim üyeliği yaptı.
Tutunamayanlar, 1971-1972 yıllarında yayımlandı ve 1970 TRT Roman Ödülü’nü kazandı.
Roman, yayımlandığı dönemde alışılmış roman anlayışından oldukça farklı olması nedeniyle tartışmalara yol açtı.
Atay’ın mizahı, ironisi, farklı anlatım teknikleri ve küçük burjuva yaşamına yönelttiği eleştiriler romanı Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri haline getirdi. İletişim Yayınları da romanı, Türk romanında bir başkaldırı ve önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor.
1. Turgut Özben ve Selim Işık
Romanın merkezinde iki karakter vardır:
Turgut Özben ve Selim Işık.
Turgut, düzenli bir hayat yaşayan, işi ve ailesi olan bir mühendistir.
Selim ise daha farklıdır.
Toplumun beklentilerine kolayca uyum sağlayamayan, sorgulayan, ironik ve duyarlı bir karakterdir.
İki arkadaşın hayatları zamanla farklı yönlere gider.
Turgut “tutunmuş” görünmektedir.
Selim ise giderek toplumdan uzaklaşır.
Sonunda Selim intihar eder.
Bu olay Turgut’un hayatında büyük bir kırılma yaratır.
Çünkü Turgut ilk kez arkadaşının hayatına gerçekten bakmaya başlar.
Ve baktıkça:
Kendi hayatını da sorgulamaya başlar.
2. Selim Neden Öldü?
Romanın en önemli sorularından biri budur.
Selim neden intihar etti?
Turgut bu sorunun cevabını bulmak için Selim’i tanıyan insanlarla görüşmeye başlar.
Onun arkadaşlarını…
Ailesini…
Eski ilişkilerini…
Hayatındaki insanları…
dinler.
Her biri Selim’in farklı bir yönünü anlatır.
Böylece okuyucu da Selim’i tek bir kişinin gözünden değil:
Parçalar halinde
tanımaya başlar.
Ancak Selim’i anlamaya çalıştıkça başka bir soru ortaya çıkar:
Gerçekten Selim’i mi arıyoruz, yoksa kendimizi mi?
3. Tutunmak Ne Demektir?
Romanın başlığındaki “tutunmak” kelimesi son derece önemlidir.
İnsan hayata tutunur.
Bir işe…
Bir aileye…
Bir mesleğe…
Bir toplumsal role…
Bir inanca…
Bir başarı anlayışına…
Bir düzene…
tutunabilir.
Toplum da insandan bunu bekler.
Oku.
Çalış.
Evlen.
Para kazan.
Ev sahibi ol.
Çocuk sahibi ol.
Başarılı ol.
Düzenini kur.
Peki bütün bunları yaptığımızda gerçekten:
Hayata tutunmuş mu oluruz?
Atay’ın romanı tam da bu soruyu rahatsız edici biçimde ortaya koyar.
4. Turgut’un Düzenli Hayatı Sarsılıyor
Turgut başlangıçta toplumun kabul ettiği düzenin içinde yaşayan biridir.
Bir işi vardır.
Bir ailesi vardır.
Bir evi vardır.
Bir hayat düzeni vardır.
Ancak Selim’in ölümü bütün bunları sorgulamasına neden olur.
Çünkü Turgut, Selim’in hayatına baktıkça:
Kendi hayatındaki eksiklikleri de görmeye başlar.
Belki de yıllardır gerçekten istemediği bir hayatı yaşıyordur.
Belki alışkanlıklarını kendi seçimleri zannediyordur.
Belki de “normal” kabul edilen hayatın içinde:
Kendisini kaybetmiştir.
5. Selim Işık: Tutunamayan İnsan
Selim toplumun beklentileriyle kolayca uyum sağlayamaz.
Kendisine sunulan hazır hayatı kabul etmek istemez.
Ancak burada önemli bir çelişki vardır.
Topluma uyum sağlayamamak insanı otomatik olarak özgürleştirmez.
Çünkü:
Tutunamamak da başlı başına bir çözüm değildir.
Selim’in trajedisi biraz da burada yatar.
Bir tarafta toplumun dayattığı hayat vardır.
Diğer tarafta bu hayata karşı çıkan insan.
Ama üçüncü bir seçenek bulmak kolay değildir:
Kendi anlamını kurmak.
6. Toplumun Beklentileri
Tutunamayanlar toplumun birey üzerindeki baskısını sık sık sorgular.
Toplum bize nasıl yaşamamız gerektiğini söyler.
Nasıl konuşacağımızı…
Nasıl giyineceğimizi…
Ne iş yapacağımızı…
Kiminle evleneceğimizi…
Neye değer vereceğimizi…
hatta:
Ne kadar başarılı olmamız gerektiğini
bile söyler.
Bunların bir kısmı toplumsal yaşam için gerekli olabilir.
Ancak sorun şu noktada başlar:
İnsan kendi hayatını yaşamayı bırakıp yalnızca toplumun onayladığı hayatı yaşamaya başladığında.
7. Küçük Burjuva Dünyasına Eleştiri
Atay’ın en önemli eleştirilerinden biri, dönemin küçük burjuva değerlerine yöneliktir.
Güvenli bir iş…
Düzenli bir hayat…
Maddi başarı…
Toplumsal statü…
Saygınlık…
Bunların hepsi hayatın doğal parçaları olabilir.
Ancak roman şunu sorar:
Bunların hepsine sahip olmak, insanın gerçekten mutlu ve anlamlı bir hayat yaşadığını gösterir mi?
İşte Tutunamayanlar burada rahatsız edici hale gelir.
Çünkü okuyucuyu başkalarını değil:
Kendisini sorgulamaya
zorlar.
8. Turgut’un Yolculuğu
Turgut’un Selim’i araştırması aslında bir dedektiflik hikâyesi gibi başlar.
Ancak giderek:
İçsel bir yolculuğa dönüşür.
Turgut Selim hakkında yeni şeyler öğrendikçe kendi hayatını da yeniden değerlendirir.
Eskiden normal kabul ettiği şeyler artık ona farklı görünür.
İnsanların davranışları…
Kendi evliliği…
İşi…
Arkadaşlıkları…
Toplumdaki rolü…
Hepsi yeniden anlam kazanır.
Böylece Selim’in ölümü:
Turgut’un hayatındaki uyanışın başlangıcı olur.
9. Gerçekten Kendimiz Olarak Yaşıyor muyuz?
Romanın en güçlü sorularından biri budur.
Çünkü insan kendisi olduğunu düşünürken bile:
Ailesinin beklentilerini…
Toplumun değerlerini…
Çevresinin düşüncelerini…
Çocukluğunda öğrendiklerini…
başkalarının başarı ölçülerini…
içselleştirmiş olabilir.
Sonra bunların hepsini:
“Ben böyle istiyorum.”
zannedebilir.
Tutunamayanlar bu noktada okuyucuya bir ayna tutar:
Seçtiğim hayat gerçekten benim seçimim mi?
10. Dil ve Mizah
Romanın en dikkat çekici özelliklerinden biri anlatım biçimidir.
Atay yalnızca klasik bir hikâye anlatmaz.
Roman boyunca:
- Mizah
- İroni
- Parodi
- İç konuşmalar
- Farklı anlatım biçimleri
- Oyunlar
- Listeler
- Şiirsel parçalar
gibi çok farklı tekniklerden yararlanır.
Bu nedenle Tutunamayanlar yalnızca:
Ne anlattığıyla değil, nasıl anlattığıyla da
önemlidir.
İletişim Yayınları da romanın teknik inceliklerini, mizahını ve duyarlığını Türk romanına getirdiği yeniliklerin önemli unsurları arasında değerlendiriyor.
11. Mizahın Altındaki Hüzün
Oğuz Atay’ın mizahı ilk bakışta eğlenceli görünür.
Ama dikkatli okunduğunda bu mizahın altında:
Büyük bir hüzün
vardır.
İnsanların anlamsız davranışları komik olabilir.
Toplumsal alışkanlıklar komik olabilir.
Bürokrasi komik olabilir.
İnsanların kendilerini kandırma biçimleri komik olabilir.
Ama bütün bunların altında:
İnsanın kendisine yabancılaşmasının acısı
vardır.
Bu yüzden roman hem güldürür:
Hem de rahatsız eder.
12. Oyunlar ve Gerçek Hayat
Romanın önemli özelliklerinden biri de:
Oyun kavramıdır.
İnsan hayatında çeşitli roller oynar.
İyi çalışan…
İyi eş…
İyi baba…
Başarılı insan…
Saygın vatandaş…
Modern insan…
Roller çoğalır.
Bir süre sonra insan:
Rolü ile kendisi arasındaki farkı
unutabilir.
Belki de modern insanın trajedilerinden biri budur:
Kendi hayatını yaşarken bile bir başkasının yazdığı senaryoyu oynamak.
13. Yalnızlık
Romanın temel duygularından biri de yalnızlıktır.
Ancak bu yalnızlık:
Tek başına olmak
değildir.
İnsan kalabalıklar içinde de yalnız olabilir.
Hatta:
Anlaşılmadığını hissettiğinde
yalnızlık daha da ağırlaşabilir.
Selim’in yaşadığı yalnızlık da bu anlamda önemlidir.
Çünkü onun temel sorunlarından biri yalnızca çevresinde insanların bulunmaması değil:
Kendisi gibi düşünen ve onu gerçekten anlayan insanları bulamamasıdır.
14. Aydın Olmak ve Yabancılaşmak
Selim ve Turgut üzerinden roman:
Aydın insanın toplumla ilişkisini
de sorgular.
Çok düşünmek her zaman huzur getirmez.
Tam tersine insanın gördüğü çelişkiler arttıkça:
Hayata uyum sağlamak zorlaşabilir.
Bir şeyi sorgulamayan insan daha rahat yaşayabilir.
Ama sorgulamaya başlayan insan:
Gördüklerini artık görmezden gelemez.
Bu da bazen büyük bir iç çatışma yaratır.
15. Tutunmak mı, Kendi Yolunu Bulmak mı?
Burada romanın başlığı yeniden önem kazanıyor.
“Çözüm, hayata tutunmak mı?”
Yoksa:
“Kendi hayatını kurmak mı?”
Belki de mesele tutunmak ya da tutunamamak değildir.
Asıl mesele:
Neye tutunduğumuzu bilmek.
Bir insan:
Paraya tutunabilir.
Statüye tutunabilir.
İnsanların onayına tutunabilir.
Geçmişine tutunabilir.
Bir ilişkiye tutunabilir.
Korkularına bile tutunabilir.
Ama bunların hiçbiri kendi seçimi değilse:
Tutunmak da özgürlük anlamına gelmez.
16. Selim’in Ardından
Turgut’un Selim’i araştırması bir noktadan sonra kendi hayatından kaçışa da dönüşür.
Çünkü bazen başka bir insanı anlamaya çalışmak:
Kendi gerçeklerimizle yüzleşmeyi geciktirebilir.
Fakat Turgut’un yolculuğu sonunda bunun tam tersine dönüşür.
Selim’i anlamaya çalışırken:
Kendisini bulmaya başlar.
Bu nedenle romanın merkezindeki soru yalnızca:
“Selim neden öldü?”
değildir.
Daha büyük soru şudur:
“Turgut nasıl yaşamaya devam edecek?”
Kitabın Güçlü Yanları
- Türk edebiyatının en özgün romanlarından biri olması
- Toplum ve birey ilişkisini sorgulaması
- Modern insanın yabancılaşmasını işlemesi
- Mizah ile hüznü bir araya getirmesi
- Alışılmış roman tekniklerinin dışına çıkması
- Okuyucuyu kendi hayatını sorgulamaya yöneltmesi
- Her okumada farklı bir katmanının fark edilebilmesi
Kimler Bu Kitabı Okumalı?
- Türk edebiyatının önemli eserlerini keşfetmek isteyenler
- Toplumun birey üzerindeki etkisini merak edenler
- Kendine ve hayatına dışarıdan bakmak isteyenler
- Yabancılaşma ve yalnızlık üzerine düşünenler
- Mizah ve ironiyi sevenler
- Alışılmış romanlardan farklı eserler okumak isteyenler
- “Ben gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum?” diye soranlar
Kitaptan Akılda Kalan Güçlü Mesaj
İnsanın hayata tutunması kadar, neye ve neden tutunduğunu bilmesi de önemlidir.
SONUÇ: Tutunmak Her Zaman Yaşamak Değildir
Tutunamayanlar kolay bir roman değildir.
Uzundur.
Yoğundur.
Yer yer karmaşıktır.
Bazı bölümleri okuyucuyu zorlayabilir.
Ama belki de bu zorluk romanın anlatmak istediği şeyle ilgilidir.
Çünkü hayat da her zaman kolay anlaşılır değildir.
İnsan kendisini…
Çevresini…
Toplumu…
ilişkilerini…
ve yaşadığı hayatı sorguladığında cevaplar hemen ortaya çıkmaz.
Oğuz Atay’ın yaptığı şey, okuyucuya hazır cevaplar vermek değildir.
Onun yerine:
Rahatsız edici sorular sormaktır.
Ben neden böyle yaşıyorum?
Gerçekten ne istiyorum?
Beni kim şekillendirdi?
Başkalarının beklentileriyle kendi isteklerimi ayırt edebiliyor muyum?
Başarılı olmak mı istiyorum, yoksa başarılı görünmek mi?
Hayata mı tutunuyorum, yoksa yalnızca alışkanlıklarıma mı?
Ve belki de en zor soru:
Kendi hayatımın içinde gerçekten ben var mıyım?
Tutunamayanlar tam da bu yüzden yalnızca “tutunamayanların” romanı değildir.
Tutunduğunu sananların da romanıdır.
Çünkü bazen insanın asıl ihtiyacı hayata daha sıkı tutunmak değil:
Neye tutunduğunu fark etmektir.
Ve belki de gerçek özgürlük:
Herkesin tuttuğu yere tutunmak değil, kendi tutunacağı yeri seçebilmektir.


