İnsan Neyle Yaşar?
Lev N. Tolstoy – İnsan Neyle Yaşar?
İnsan Gerçekten Neye İhtiyaç Duyar?
İnsan neyle yaşar?
Para ile mi?
Güç ile mi?
Başarı ile mi?
Güvenlik ile mi?
Yoksa bütün bunların ötesinde, insanı gerçekten hayata bağlayan başka bir şey mi vardır?
Lev N. Tolstoy’un İnsan Neyle Yaşar? adlı eseri, bu sorunun peşinden giden kısa ama oldukça güçlü öykülerden oluşuyor.
Eser ilk kez 1885 yılında yayımlandı. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’ndeki baskısında kitap; “İnsan Neyle Yaşar?”, “Ateşi Kötüye Kullanırsan Söndüremezsin”, “Mum”, “Yaşlılar Gençlerden Daha Akıllıdır”, “İnsana Ne Kadar Toprak Lazım?”, “İlyas” adlı öyküleri içeriyor. Bu baskının çevirisi Koray Karasulu’ya ait.
Tolstoy bu öykülerde büyük felsefi soruları sıradan insanların hayatları üzerinden soruyor:
İnsanın gerçek ihtiyacı nedir?
Ne kadarına sahip olmak yeterlidir?
İyilik neden önemlidir?
İnsan neden açgözlü olur?
Ve belki de en temel soru:
İnsanı gerçekten yaşatan şey nedir?
Kitabın Yazarı: Lev N. Tolstoy Kimdir?
Lev Nikolayeviç Tolstoy, 1828-1910 yılları arasında yaşamış, dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biridir.
Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş ve Kreutzer Sonat gibi eserleriyle tanınır.
Ancak Tolstoy’un özellikle yaşamının ilerleyen dönemlerinde ilgilendiği konular yalnızca edebiyat değildir.
İnsan…
Ahlak…
İnanç…
Toplum…
Özgürlük…
Sorumluluk…
İyilik…
Bu konular üzerine yoğunlaşır.
İnsan Neyle Yaşar? da Tolstoy’un insan sevgisi, iyilik ve ahlak anlayışını öyküler üzerinden ele aldığı eserlerinden biridir.
1. İnsan Neyle Yaşar?
Kitaba adını veren öykünün merkezinde Semyon adlı yoksul bir ayakkabıcı vardır.
Semyon’un kendisinin de zor durumda olduğu bir gün, sokakta neredeyse çıplak halde bir adamla karşılaşır.
İlk tepkisi:
“Beni ilgilendirmez.”
olur.
Ama birkaç adım sonra geri döner.
Adamı evine götürür.
Ona yardım eder.
Semyon’un yaptığı seçim küçük gibi görünür.
Fakat bu karşılaşma hem onun hem de ailesinin hayatını değiştirir.
Semyon’un evine gelen bu yabancının adı Mihaildir.
Mihail’in kim olduğu ve neden orada bulunduğu ise öykünün ilerleyen bölümünde ortaya çıkar.
2. İnsan Neyle Yaşar?
Öykünün temel sorusu burada ortaya çıkar:
İnsan gerçekten neyle yaşar?
İlk bakışta cevabın para, yiyecek, ev veya güvenlik olduğunu düşünebiliriz.
Bunların hepsi elbette gereklidir.
Ama Tolstoy’un anlatmak istediği şey daha derindedir:
İnsan yalnızca kendisi için yaşamaz.
İnsanlar birbirlerine ihtiyaç duyar.
Bir insanın hayatını sürdürebilmesi, başka insanların emeğine, yardımına ve sevgisine bağlıdır.
Bu nedenle öykünün vardığı temel düşünce:
İnsan, kendisi için duyduğu kaygıdan çok sevgiyle yaşar.
3. İyilik Bazen Küçük Bir Kararla Başlar
Semyon’un yaptığı büyük bir kahramanlık değildir.
Bir yabancıya yardım eder.
Üstelik kendisi de zengin değildir.
Tam tersine, kendisinin de ihtiyaçları vardır.
Burada Tolstoy önemli bir noktaya dikkat çeker:
İyilik yapmak için kusursuz şartlara sahip olmayı beklemek gerekmez.
Bazen iyilik:
Birini dinlemektir.
Birine yardım etmektir.
Bir yabancıyı görmezden gelmemektir.
Elindeki imkânı paylaşmaktır.
Ve çoğu zaman insanın hayatını değiştiren şey:
Büyük kararlar değil, küçük seçimlerdir.
4. İnsan Başkasının Hayatını Ne Kadar Bilebilir?
Mihail’i sokakta gören Semyon, onun hakkında hiçbir şey bilmez.
Nereden geldiğini…
Neden orada olduğunu…
Ne yaşadığını…
Ama yardım etmek için bütün bunları bilmesi gerekmez.
Bu da önemli bir soru ortaya çıkarır:
Bir insana yardım etmek için onun bütün hikâyesini bilmek zorunda mıyız?
Günümüzde insanları çoğu zaman görüntülerine, davranışlarına veya birkaç cümlelerine göre değerlendiriyoruz.
Tolstoy ise önce:
İnsanı görmeyi
öneriyor.
5. Sevgi
Kitabın merkezindeki en güçlü kavramlardan biri:
Sevgi.
Fakat burada yalnızca romantik sevgiden söz edilmiyor.
İnsana duyulan sevgi…
Merhamet…
Yardımlaşma…
Başkalarının hayatını önemseme…
Bunlar Tolstoy’un insan anlayışının önemli parçaları.
Kitabın temel düşüncesinde insanı ayakta tutan şeylerden biri:
Birbirimize karşı duyduğumuz sevgidir.
Bu nedenle eser yalnızca “iyi insan ol” diyen bir ahlak hikâyesi değildir.
Aynı zamanda:
İnsanların birbirine bağlı olduğunu
hatırlatan bir anlatıdır.
6. Ateşi Kötüye Kullanırsan Söndüremezsin
Kitaptaki öykülerden biri de insanın öfkesi, düşmanlığı ve intikam duygusu üzerine kuruludur.
Bir kötülüğe başka bir kötülükle karşılık vermek kolaydır.
Bir tartışma büyür.
Bir söz başka bir sözü doğurur.
Bir kavga başka bir kavgaya dönüşür.
Ve sonunda kimse nereden başladığını hatırlamaz.
Tolstoy’un verdiği mesaj nettir:
Kötülüğü kötülükle çoğaltmak, yangına ateş taşımaya benzer.
Bazen yangını söndürmenin yolu:
Karşılık vermemektir.
7. İntikam Döngüsü
İnsan haksızlığa uğradığında karşılık vermek ister.
“Bana bunu yaptı, ben de ona yaparım.”
düşüncesi oldukça güçlüdür.
Fakat böyle bir düşünce sorunu çözmek yerine büyütebilir.
Bir kişinin öfkesi diğerine geçer.
Sonra başka birine…
Ve böylece:
Bir davranış zinciri oluşur.
Tolstoy burada insanın kendi davranışını seçme sorumluluğuna dikkat çeker.
Başkasının yaptığı kötülük:
Bizim de kötü davranmamızı zorunlu kılmaz.
8. Mum
Mum adlı öyküde Tolstoy, baskı, adaletsizlik ve kötülük karşısında insanın nasıl davranabileceği üzerine düşünür.
Mum küçük bir nesnedir.
Ama karanlıkta anlamı büyür.
Bu sembol üzerinden şu düşünce öne çıkar:
Karanlığa karşı karanlık üretmek yerine ışığı korumak gerekir.
Bir insanın iyiliği küçük görünebilir.
Ama küçük bir ışık bile:
Karanlığı görünür hale getirebilir.
9. Yaşlılar Gençlerden Daha Akıllıdır
Bu öykü, çatışmanın ve öfkenin insan hayatını nasıl etkilediğini anlatırken, tecrübenin ve sağduyunun önemine de dikkat çeker.
Gençlik çoğu zaman:
“Ben haklıyım.”
demeye daha yatkın olabilir.
Oysa hayat insana zamanla başka bir şey öğretir:
Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz.
Her hataya karşılık vermek zorunda değiliz.
Her anlaşmazlığı büyütmek zorunda değiliz.
Bazen:
Haklı olmaktan daha önemli olan, huzuru korumaktır.
10. İnsana Ne Kadar Toprak Lazım?
Kitabın en çarpıcı öykülerinden biri:
İnsana Ne Kadar Toprak Lazım?
Bu hikâyede Pahom adlı bir köylünün daha fazla toprağa sahip olma arzusu anlatılır.
Pahom’un düşüncesi basittir:
Biraz daha fazla toprağım olsa hayatım daha iyi olacak.
Toprak elde eder.
Ama yetmez.
Daha fazlasını ister.
Sonra daha fazlasını…
İnsan bir noktadan sonra sahip olduklarının tadını çıkarmak yerine:
Sahip olamadıklarının peşinden koşmaya başlar.
11. Açgözlülüğün Sonu Var mı?
Pahom’un hikâyesi aslında yalnızca toprakla ilgili değildir.
Bugün toprağın yerini:
Para…
Ev…
Araba…
Makam…
Takipçi…
Şöhret…
Daha büyük bir iş…
Daha fazla kazanç…
alabilir.
İnsan kendisine:
“Biraz daha…”
der.
Sonra yine:
“Biraz daha…”
Ve bir noktada şu soruyu sormayı unutur:
“Ne kadarı bana gerçekten yeter?”
12. Yeterlilik Duygusu
Modern hayatın en büyük problemlerinden biri belki de budur:
Yeterli olanı bilmemek.
Daha büyük ev.
Daha yüksek gelir.
Daha iyi araba.
Daha fazla başarı.
Daha fazla tanınmak…
İsteklerin sonu gelmeyebilir.
Tolstoy ise çok temel bir soru sorar:
İnsanın gerçekten ne kadarına ihtiyacı var?
Çünkü bazen insanın sahip olduğu şeyler arttıkça:
Kaybetme korkusu da artabilir.
13. İlyas
Kitaptaki İlyas öyküsü ise zenginlik ve yoksulluk kavramlarını ters yüz eder.
İlyas ve karısı uzun yıllar çalışarak zenginleşir.
Fakat zamanla hayatlarında başka sorunlar ortaya çıkar.
Daha sonra şartlar değişir.
Servetlerini kaybederler.
Ve hayatlarının daha önce fark etmedikleri başka bir tarafını keşfederler.
Tolstoy burada bize önemli bir soru yöneltir:
Zengin olmak ile mutlu olmak gerçekten aynı şey midir?
14. Sahip Olmak mı, Yaşamak mı?
İlyas’ın hikâyesi ile İnsana Ne Kadar Toprak Lazım? öyküsü birlikte düşünüldüğünde ortak bir tema ortaya çıkar:
İnsanın sahip oldukları, onun hayatının anlamını otomatik olarak belirlemez.
Çok şeye sahip olabilirsiniz.
Ama huzurunuz olmayabilir.
Az şeye sahip olabilirsiniz.
Ama hayatınızda anlam, sevgi ve dayanışma olabilir.
Bu nedenle Tolstoy’un sorusu:
“Ne kadarına sahibim?”
değil.
Daha çok:
“Sahip olduklarımla nasıl yaşıyorum?”
sorusudur.
15. Mutluluk Nerede?
Kitaptaki öykülerin tamamında farklı şekillerde karşımıza çıkan meselelerden biri:
Mutluluğu yanlış yerde aramak.
İnsan bazen:
“Daha çok param olursa…”
“Daha büyük bir evim olursa…”
“Daha fazla toprağım olursa…”
“Daha güçlü olursam…”
“İnsanlar beni daha çok önemserse…”
mutlu olacağını düşünür.
Ama her hedefe ulaşıldığında yeni bir hedef ortaya çıkabilir.
Böylece insan:
Hayatı yaşamaktan çok, hayatın bir sonraki aşamasını beklemeye başlar.
16. İnsan Kendi Hayatının Merkezinde Tek Başına Değildir
Tolstoy’un anlatısında insan bağımsız bir ada değildir.
Ailesine ihtiyaç duyar.
Komşusuna ihtiyaç duyar.
Topluma ihtiyaç duyar.
Bazen bir yabancının yardımına ihtiyaç duyar.
Bazen de bir yabancının hayatını değiştirir.
Bu nedenle insan hayatının temelinde:
Karşılıklı bağlılık
vardır.
Kendimiz için yaşarken bile başkalarının hayatından bağımsız değiliz.
17. Gerçek Zenginlik
Tolstoy’un öykülerini bugün okuduğumuzda “zenginlik” kavramına yeniden bakmak mümkün.
Zenginlik yalnızca:
Sahip olduklarımız değildir.
Zenginlik bazen:
Sevebilmektir.
Paylaşabilmektir.
Güvenebilmektir.
İyilik yapabilmektir.
Huzurlu yaşayabilmektir.
Elimizdekilerin kıymetini bilmektir.
Ve belki de en önemlisi:
Ne zaman “yeter” diyeceğimizi bilmektir.
Kitabın Güçlü Yanları
- Kısa öyküler üzerinden büyük hayat soruları sorması
- Sade ve akıcı bir anlatıma sahip olması
- Sevgi, iyilik, açgözlülük ve hırs gibi evrensel konuları işlemesi
- Zenginlik ve mutluluk ilişkisini sorgulatması
- Günümüz insanının tüketim ve daha fazlasına sahip olma arzusuyla hâlâ güçlü bir bağ kurması
- Okuru kendi yaşamına dışarıdan bakmaya yöneltmesi
- Ahlaki mesajları soyut öğütler yerine hikâyeler üzerinden vermesi
Kimler Bu Kitabı Okumalı?
- Hayatın anlamı üzerine düşünmek isteyenler
- Klasik edebiyata yeni başlayanlar
- Tolstoy’u tanımak isteyenler
- Para ve mutluluk ilişkisini sorgulayanlar
- Daha sade bir yaşam üzerine düşünenler
- Açgözlülük ve hırsın insan hayatındaki etkisini merak edenler
- Sevgi, iyilik ve insan ilişkileri üzerine okumalar yapmak isteyenler
Kitaptan Akılda Kalan Güçlü Mesaj
İnsan yalnızca kendisi için değil, sevgiyle ve başkalarıyla birlikte yaşar.
SONUÇ: Peki, Sen Neyle Yaşıyorsun?
Tolstoy’un İnsan Neyle Yaşar? kitabı, aslında çok basit sorular soruyor.
Ne kadarına ihtiyacın var?
Daha fazlasını istemenin bir sonu var mı?
Sahip oldukların seni gerçekten mutlu ediyor mu?
Bir başkasının hayatına ne katıyorsun?
Ve hayatında sevginin ne kadar yeri var?
Bugün “zenginlik” dediğimiz şey çoğu zaman sahip olduklarımızla ölçülüyor.
Daha çok kazanmak…
Daha çok satın almak…
Daha büyük bir eve sahip olmak…
Daha yüksek bir konuma ulaşmak…
Ama Tolstoy bizi bir adım geriye çekip başka bir soru sorduruyor:
Bütün bunlara sahip olduktan sonra geriye ne kalıyor?
Belki de insanın gerçek zenginliği sahip olduklarında değil;
nasıl bir insan olduğunda saklıdır.
Çünkü hayatın sonunda mesele:
Ne kadar kazandığımız…
Ne kadar toprağımız olduğu…
Ne kadar güçlü olduğumuz…
değil.
Ne kadar insan kalabildiğimizdir.
Ve kitabın bütün öykülerini tek bir soruda toplarsak:
İnsan gerçekten neyle yaşar?
Tolstoy’un cevabı oldukça yalındır:
Sevgiyle.
İyilikle.
Paylaşmayla.
Ve belki de her şeyden önce:
İnsan olmanın sorumluluğuyla.


