Sevme Sanatı
Erich Fromm – Sevme Sanatı
Sevmek Bir Duygu Değil, Öğrenilmesi Gereken Bir Sanat Olabilir mi?
Sevmek…
İnsan hayatındaki en doğal şeylerden biri gibi görünür.
Âşık oluruz.
Birini özleriz.
Birine bağlanırız.
Sevilmek isteriz.
Ama gerçekten sevmeyi biliyor muyuz?
Erich Fromm’un Sevme Sanatı kitabı tam olarak bu soruyla başlıyor.
Fromm’a göre sevgi, yalnızca insanın başına gelen bir duygu değildir. Emek, bilgi, dikkat, sorumluluk ve pratik gerektiren bir beceridir. Bu nedenle sevmek, diğer sanatlar gibi öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken bir “sanat” olarak ele alınabilir.
Kitap ilk olarak 1956’da yayımlandı ve zaman içinde Fromm’un en tanınan eserlerinden biri haline geldi. Türkiye’de de uzun yıllardır farklı çeviri ve baskılarla yayımlanıyor; Say Yayınları’nın güncel Türkçe baskısı 200 sayfa ve Işıtan Gündüz çevirisiyle yayımlanıyor.
Kitabın Yazarı: Erich Fromm Kimdir?
Erich Fromm, 1900-1980 yılları arasında yaşamış Alman asıllı Amerikalı psikanalist ve sosyal psikologdur.
Çalışmalarında insan psikolojisini yalnızca bireyin iç dünyasıyla sınırlamaz.
İnsanın:
- Toplumla ilişkisini,
- Özgürlük arayışını,
- Yalnızlığını,
- Tüketim alışkanlıklarını,
- İlişkilerini,
- Sevgi ihtiyacını
birlikte ele alır.
Fromm’un önemli özelliklerinden biri, psikoloji ile felsefeyi bir araya getirerek “Nasıl bir insan olmalıyız?” sorusunu sormasıdır.
Sevme Sanatı da bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biridir.
1. Sevmek Bir Sanat mıdır?
Bir sanat dalında başarılı olmak için ne gerekir?
Bilgi.
Çalışma.
Disiplin.
Sabır.
Deneyim.
Kimse birkaç saat resim yaparak ressam olmaz.
Kimse bir kez piyano çalarak müzisyen olmaz.
Fromm’a göre sevgi konusunda da durum farklı değildir.
İnsanların çoğu ise sevgiyi öğrenilmesi gereken bir beceri olarak görmek yerine:
“Doğru insanı bulursam zaten severim.”
diye düşünür.
Fromm bu düşünceyi sorgular.
Çünkü mesele yalnızca:
“Kimi seviyorum?”
değil,
“Nasıl seviyorum?”
sorusudur.
2. İnsan Neden Sevilmek İster?
Fromm’a göre insanın en temel sorunlarından biri ayrılık ve yalnızlık deneyimidir.
İnsan kendisini diğer insanlardan ayrı bir varlık olarak fark eder.
Bu ayrılık duygusu zaman zaman:
- Yalnızlık,
- Kaygı,
- Güvensizlik,
- Anlamsızlık
hissi yaratabilir.
İnsan bu ayrılığı aşmanın yollarını arar.
Sevgi de bu yolların en önemlilerinden biridir.
Çünkü sevgi:
İnsanın kendisini başka bir insanla gerçek bir bağ içinde hissetmesini sağlar.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır:
Birine bağımlı olmak ile biriyle gerçek bir bağ kurmak aynı şey değildir.
3. Sevilmek mi, Sevmek mi?
Fromm’un üzerinde durduğu önemli sorunlardan biri şudur:
Modern insan çoğu zaman sevilmeye, sevmekten daha fazla önem verir.
“Beni kim sever?”
“Beni kim beğenir?”
“Beni kim seçer?”
“Beni kim terk etmez?”
soruları öne çıkar.
Böyle olunca sevgi:
Bir verme biçiminden çok, elde etme arzusuna dönüşebilir.
Oysa Fromm için olgun sevgi:
Almaktan çok verebilmeyi de içerir.
4. Aşk ile Sevgi Aynı Şey Değildir
Birine güçlü bir çekim hissetmek:
Sevmek anlamına gelmeyebilir.
Heyecan…
Tutku…
Cinsel çekim…
Özlem…
Bunların hepsi bir ilişkinin parçası olabilir.
Ama sevginin tamamı değildir.
Çünkü gerçek sevgi zaman içinde:
- İlgi,
- Sorumluluk,
- Saygı,
- Anlayış
gerektirir.
İlk heyecan azaldığında geriye ne kalıyor?
İşte sevginin gerçek sınavı belki de burada başlıyor.
5. Sevginin Dört Temel Unsuru
Fromm’un sevgi anlayışının önemli bölümlerinden biri, olgun sevginin bazı temel özellikler taşımasıdır.
İlgi
Sevdiğimiz insanın hayatına gerçekten dikkat etmek.
Onun ihtiyaçlarını fark etmek.
Onun gelişimini önemsemek.
Sorumluluk
Sevdiğimiz insanın ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmak.
Ama bu, onun hayatını kontrol etmek anlamına gelmez.
Saygı
Karşımızdaki insanı kendi özellikleri ve özgürlüğü olan ayrı bir birey olarak kabul etmek.
Onu kendimize dönüştürmeye çalışmamak.
Bilgi
Bir insanı gerçekten sevebilmek için onu tanımaya çalışmak.
Sadece kafamızdaki imgeyi değil:
Gerçek insanı görmek.
Bu dört unsur birlikte düşünüldüğünde sevginin yalnızca bir duygu olmadığı daha iyi anlaşılır.
6. Sevgi ve Özgürlük
Sevgi bazen sahip olmakla karıştırılır.
“Benim sevgilim.”
“Benim eşim.”
“Benim çocuğum.”
Bu dil farkında olmadan insanı bir sahiplik nesnesine dönüştürebilir.
Oysa Fromm’un sevgi anlayışında sevilen insanın özgürlüğüne saygı vardır.
Gerçek sevgi:
“Sen benim olmalısın.”
demekten çok:
“Sen olduğun kişi olarak var olabilmelisin.”
diyebilmektir.
7. Kardeşlik Sevgisi
Fromm sevgiyi yalnızca romantik ilişkiyle sınırlandırmaz.
Kardeşlik sevgisi, onun sevgi anlayışının temel unsurlarından biridir.
Burada sevgi:
İnsanlara insan oldukları için değer vermek
anlamına gelir.
Karşımızdaki bize bir fayda sağladığı için değil.
Zengin olduğu için değil.
Güçlü olduğu için değil.
Bize benzediği için değil.
İnsan olduğu için.
Bu yaklaşım sevgiyi bireysel ilişkilerin dışına taşır.
8. Anne Sevgisi
Fromm, anne sevgisini de ayrı bir sevgi biçimi olarak ele alır.
Anne sevgisi çocuğa:
“Sen varsın ve olduğun halinle değerlisin.”
duygusunu verebilir.
Ancak Fromm burada önemli bir gelişim noktasına da dikkat çeker:
Çocuğun yalnızca sevilmeye değil, zamanla:
Kendi ayakları üzerinde durmaya
da ihtiyacı vardır.
Olgun sevgi, sevilen kişinin bağımsızlaşmasına izin verebilir.
9. Kendini Sevmek Bencillik midir?
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri:
Kendini sevme.
Kendini sevmek çoğu zaman bencillikle karıştırılır.
Oysa Fromm bu ikisini birbirinden ayırır.
Bencil insan kendisiyle aşırı ilgilenebilir.
Ama bu:
Kendisini gerçekten sevdiği anlamına gelmez.
Kendini sevmek:
Kendi ihtiyaçlarını fark etmek.
Kendine saygı duymak.
Kendi hayatını önemsemek.
Kendi gelişimini desteklemek.
başka insanları küçümsemeyi gerektirmez.
Tam tersine:
Kendisini gerçekten sevebilen insan, başkalarını da sevme kapasitesine sahiptir.
10. Kendini Sevmek ile Bencillik Arasındaki Fark
Bencil insan:
“Ben herkesten daha önemliyim.”
der.
Kendini seven insan ise:
“Ben de en az diğer insanlar kadar değerliyim.”
diyebilir.
Bu iki cümle birbirinden çok farklıdır.
Birincisi üstünlük arar.
İkincisi öz değeri kabul eder.
Bu nedenle kendini sevmek başkalarından daha değerli olmak değil:
Kendi değerini inkâr etmemektir.
11. Romantik Aşkın Yanılgısı
Fromm’un en ilginç eleştirilerinden biri romantik aşk anlayışına yöneliktir.
İnsan bazen:
“Hayatımın doğru insanını bulursam her şey çözülecek.”
diye düşünür.
Bu düşünce sevgiye büyük bir yük bindirir.
Bir insanın:
- Yalnızlığımızı,
- Güvensizliğimizi,
- Anlamsızlığımızı,
- Kendimizle ilgili sorunlarımızı
tamamen ortadan kaldırmasını beklemek ilişkiyi zorlaştırabilir.
Çünkü hiçbir insan:
Başka bir insanın bütün hayatını tamamlamak zorunda değildir.
12. Sevgi Emek İster
Bir ilişki başlangıçta kendiliğinden gelişebilir.
Ama uzun süre sağlıklı kalabilmesi için emek gerekir.
Dinlemek…
Anlamak…
İletişim kurmak…
Sabırlı olmak…
Hataları kabul etmek…
Karşımızdaki insanın değiştiğini fark etmek…
Bütün bunlar bilinçli çaba ister.
Bu nedenle:
Sevgi yalnızca hissettiğimiz değil, yaptığımız bir şeydir.
13. Sevgi ve Bilgi
Birini sevdiğimizi söyleyebiliriz.
Ama onu gerçekten tanıyor muyuz?
Nelerden korkuyor?
Neye ihtiyaç duyuyor?
Neyi önemsiyor?
Hayattan ne bekliyor?
Neden böyle davranıyor?
Onu gerçekten tanımadan sevdiğimizi düşündüğümüz şey bazen:
Kafamızda oluşturduğumuz bir insan olabilir.
Fromm’a göre sevgi, karşımızdaki insanı gerçekten görmeyi gerektirir.
14. Sevgi ve Saygı
Saygı burada korkmak anlamına gelmez.
Karşımızdaki insanın:
Kendi hayatına sahip olma hakkını kabul etmek
anlamına gelir.
Sevdiğimiz insanın bizim istediğimiz gibi yaşamasını istemek kolaydır.
Ama onu kendi doğrularıyla kabul etmek daha zordur.
Bu nedenle olgun sevgi:
Kontrol etmekten çok anlamaya çalışır.
15. Modern Dünyada Sevginin Yozlaşması
Fromm kitabın önemli bir bölümünde modern toplumun insan ilişkileri üzerindeki etkilerini eleştirir.
İnsanların değerinin giderek:
- Ne kadar kazandığı,
- Ne kadar başarılı olduğu,
- Ne kadar çekici olduğu,
- Ne kadar tüketebildiği
üzerinden değerlendirilmesini sorgular.
İlişkiler bile bazen bir pazar mantığına dönüşebilir.
İnsan kendisini “satılabilir” hale getirmeye çalışır.
Daha çekici olmak.
Daha başarılı görünmek.
Daha popüler olmak.
Daha fazla beğenilmek.
Böyle bir dünyada insan:
Sevilmek için kendisini pazarlamaya başlayabilir.
16. Sevgi Bir Tüketim Nesnesi Değildir
Günümüzde ilişkiler bazen seçenekler arasında yapılan bir tercih gibi görülebilir.
Daha iyisini bulabilirim.
Daha güzeli var.
Daha başarılısı var.
Daha uyumlusu var.
Bu düşünce insan ilişkilerini tüketim kültürüne yaklaştırabilir.
Fromm ise sevginin:
Tüketilecek bir ürün değil, geliştirilecek bir ilişki
olduğunu hatırlatır.
17. Sevme Sanatını Öğrenmek
Peki gerçekten sevmeyi öğrenebilir miyiz?
Fromm’un yaklaşımına göre evet.
Ama bunun için yalnızca sevgi hakkında okumak yeterli değildir.
İnsan:
Dikkat etmeyi öğrenmeli.
Sabırlı olmayı öğrenmeli.
Dinlemeyi öğrenmeli.
Sorumluluk almayı öğrenmeli.
Saygı göstermeyi öğrenmeli.
Kendi egosunu fark etmeli.
Ve bütün bunları günlük hayatında uygulamalıdır.
Tıpkı diğer sanatlarda olduğu gibi:
Bilmek yetmez. Pratik yapmak gerekir.
Kitabın Güçlü Yanları
- Sevgi kavramını romantik klişelerin dışına çıkarması
- Psikoloji ve felsefeyi birlikte ele alması
- Sevmenin öğrenilebilir bir beceri olduğunu savunması
- Kendini sevme ile bencillik arasındaki farkı göstermesi
- Modern toplumun ilişkiler üzerindeki etkisini sorgulaması
- Sevgi, özgürlük ve sorumluluk arasındaki ilişkiyi açıklaması
- Yalnızca romantik ilişkileri değil, insan sevgisini bütünüyle ele alması
Kimler Bu Kitabı Okumalı?
- İlişkilerini daha iyi anlamak isteyenler
- Sevgi kavramını sorgulayanlar
- Kendini ve başkalarını sevme biçimini geliştirmek isteyenler
- Romantik ilişkilerde tekrar eden sorunları üzerine düşünenler
- Psikoloji ve felsefeye ilgi duyanlar
- Modern ilişkilerin neden zorlaştığını anlamak isteyenler
- Kendini sevmek ile bencillik arasındaki farkı merak edenler
Kitaptan Akılda Kalan Güçlü Mesaj
Sevgi, yalnızca hissettiğimiz bir duygu değil; emek vererek öğrendiğimiz bir sanattır.
SONUÇ: Sevmeyi Biliyor muyuz?
Sevme Sanatı ilk bakışta bir aşk kitabı gibi görünebilir.
Ama aslında çok daha geniş bir sorunun peşinden gider:
İnsan başka bir insanla nasıl gerçek bir bağ kurabilir?
Fromm bize sevginin yalnızca:
“Seni seviyorum.”
demek olmadığını hatırlatıyor.
Sevmek:
Dinlemektir.
Anlamaya çalışmaktır.
İlgilenmektir.
Sorumluluk almaktır.
Saygı göstermektir.
Özgürlüğe izin vermektir.
Ve gerektiğinde:
Kendi egomuzdan vazgeçebilmektir.
Belki de ilişkilerimizde en büyük yanılgılardan biri, sevmenin kendiliğinden gerçekleştiğini düşünmektir.
Oysa bir ilişki kurmak başka şeydir.
Sağlıklı bir ilişkiyi sürdürebilmek başka.
Âşık olmak başka şeydir.
Sevebilmek başka.
Sevilmek istemek kolaydır.
Sevmeyi öğrenmek ise emek ister.
Bu nedenle Fromm’un kitabını okurken insan yalnızca partnerini düşünmüyor.
Çocuklarını…
Anne babasını…
Arkadaşlarını…
Çevresindeki insanları…
Ve en sonunda:
Kendisini düşünüyor.
Çünkü belki de başkalarını sevme biçimimiz, kendimizle kurduğumuz ilişkinin de bir yansımasıdır.
Ve kitabın temel düşüncesini tek bir soruda toplarsak:
Sevilmek için ne yapmalıyım? değil; gerçekten sevebilen bir insan olmak için ne öğrenmeliyim?
Sevme Sanatı bize bunun hazır bir cevabını vermiyor.
Ama önemli bir şeyi hatırlatıyor:
Sevgi başımıza gelen bir şey değil, üzerinde çalıştığımız bir şey olabilir.
Ve belki de hayatımızdaki en önemli sanat:
Sevmeyi öğrenmektir.


