Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk
Bruce D. Perry & Maia Szalavitz – Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk
Bir çocuğun davranışına baktığımızda ne görürüz?
Yaramaz bir çocuk mu?
Uyumsuz, saldırgan, içine kapanık ya da ilgisiz biri mi?
Yoksa bütün bu davranışların arkasında, bizim henüz bilmediğimiz bir hikâye mi vardır?
Bruce D. Perry ve Maia Szalavitz’in Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk kitabı, çocukluk travmalarını yalnızca psikolojik belirtiler üzerinden anlatmıyor. Bir çocuk psikiyatristinin karşılaştığı ağır vakalar üzerinden çok daha temel bir soruya yöneliyor:
Bir çocuğun yaşadıkları, gelişmekte olan beynini ve dolayısıyla davranışlarını nasıl şekillendirir?
Perry, çocuk psikiyatristi olarak karşılaştığı olağanüstü travma vakalarını anlatırken, çocukların davranışlarını yalnızca bir “belirti” olarak görmenin yetersiz olduğunu savunuyor. Ona göre çocuğu anlamak için önce başına ne geldiğini anlamak gerekiyor.
Kitapta cinsel istismardan aile içi şiddete, ağır ihmalden sosyal ve duygusal yoksunluğa kadar pek çok travmatik deneyim gerçek vakalar üzerinden ele alınıyor. Kitabın amacı yalnızca yaşananları anlatmak değil; bu deneyimlerin çocuğun gelişimini nasıl etkilediğini ve iyileşmenin nasıl mümkün olabileceğini göstermektir.
Bir çocuğu anlamak, davranışından önce hikâyesini anlamaktır
Perry’nin kitabın başlarında anlattığı Tina vakası, onun çocuk psikiyatrisine bakışındaki önemli bir dönüşümü gösterir.
Tina küçük yaşta ağır cinsel istismara maruz kalmıştır. İlk bakışta ortaya çıkan davranışlar kolayca psikiyatrik bir tanı çerçevesine yerleştirilebilir. Ancak Perry, zamanla yalnızca davranışa ve belirtilere bakmanın çocuğun gerçek hikâyesini gözden kaçırabileceğini fark eder.
Bu yaklaşım kitap boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkar:
Çocukta gördüğümüz davranış, çoğu zaman çocuğun yaşadıklarının bir sonucudur.
Çocuk korkuyorsa, saldırıyorsa, içine kapanıyorsa, dikkatini veremiyorsa veya insanlarla ilişki kurmakta zorlanıyorsa, ilk soru yalnızca “Bu çocuğun sorunu ne?” olmamalıdır.
Perry’nin yaklaşımında daha önemli soru şudur:
“Bu çocuğun başına ne geldi?”
Bu ayrım, kitabın temel düşüncelerinden biridir.
Çünkü travma yaşamış bir çocuğun davranışını yalnızca “problemli davranış” olarak değerlendirmek, davranışın nedenini gözden kaçırabilir.
Travma yalnızca zihinde yaşanmaz
Perry’nin yaklaşımının önemli taraflarından biri, travmayı yalnızca psikolojik bir deneyim olarak ele almamasıdır.
Çocukluk döneminde beyin henüz gelişmektedir. Yaşanan deneyimler, beynin gelişim sürecini etkiler.
Özellikle tekrarlanan ve yoğun stres, çocuğun stres sistemlerinin çalışma biçimini değiştirebilir. Çocuk sürekli bir tehdit ortamında büyüdüğünde, beyni çevresini güvenli bir yer olarak değil, sürekli tetikte olunması gereken bir yer olarak algılamaya başlayabilir.
Bu durum çocuğun dikkatini, duygularını, ilişkilerini ve davranışlarını etkileyebilir.
Perry’nin anlattığı önemli kavramlardan biri duyarlılaşmadır. Sürekli stres altında bulunan bir çocuğun stres sistemleri zaman içinde daha küçük uyaranlara bile aşırı tepki verebilir. Böylece yetişkin için sıradan görünen bir olay, çocuk için gerçek bir tehdit gibi algılanabilir.
Bu nedenle travma yaşamış bir çocuğun davranışı dışarıdan bakıldığında “abartılı” görünebilir.
Oysa çocuğun beyni, geçmişte öğrendiği tehlikelere karşı kendisini korumaya çalışıyor olabilir.
Sandy’nin hikâyesi: Bazen çocuk, geçmişte yaşamaya devam eder
Kitaptaki Sandy vakası bu düşüncenin çarpıcı örneklerinden biridir.
Sandy henüz küçük bir çocukken annesinin öldürülmesine tanık olmuş ve kendisi de ciddi biçimde tehdit edilmiştir. Sonrasında güvenli ve istikrarlı bir ortamda büyümek yerine farklı bakım ortamları arasında dolaşmak zorunda kalmıştır.
Sandy’nin yaşadığı korkular günlük yaşamındaki nesnelere ve olaylara da yansır.
Bazı sıradan şeyler onun için travmatik gecenin parçalarıyla bağlantılı hale gelmiştir. Bu nedenle dışarıdan anlamsız görünen bazı korkular, aslında onun geçmiş deneyimleriyle bağlantılıdır.
Perry burada önemli bir noktaya dikkat çeker:
Travma sonrası davranışlar çoğu zaman rastgele değildir.
Çocuğun beyninin geçmişte yaşadığı tehlikeyi hatırlatan uyaranlara verdiği koruyucu tepkiler olabilir.
Sandy’nin tedavisinde oyun önemli bir yer tutar. Çocuk, yaşadığı travmayı oyun aracılığıyla tekrar tekrar canlandırır. Fakat bu kez önemli bir fark vardır:
Kontrol ondadır.
Travmanın temel özelliklerinden biri kişinin yaşananlar üzerinde hiçbir kontrolünün olmamasıdır. Çocuğun yaşadığı olayı oyun içerisinde yeniden canlandırması ve süreci kendi kontrolünde tutması, yaşantının işlenmesinde önemli bir rol oynar.
Perry’nin anlattığı iyileşme süreci burada yalnızca “olayı anlatmak” değildir.
Çocuğun güvenli bir ortamda yaşantısıyla yeniden ilişki kurabilmesi ve giderek travmanın etkisinden uzaklaşabilmesi söz konusudur.
“Köpek gibi büyütülmüş çocuk” Justin
Kitaba adını veren Justin’in hikâyesi ise kitabın en çarpıcı vakalarından biridir.
Perry Justin’le altı yaşındayken karşılaşır.
Justin insanlarla sağlıklı bir iletişim kuramamakta, yabancılardan ürkmekte, ileri geri sallanmakta, tiz sesler çıkarmakta ve çevresindekilere yiyecek ve dışkı fırlatmaktadır. Bu davranışların arkasındaki hikâye öğrenildiğinde tablo değişir.
Justin yaklaşık on bir aylıkken anneannesini kaybetmiştir.
Sonrasında bakımını üstlenen kişi köpek yetiştiricisidir. Adamın çocuğa zarar verme amacı yoktur; ancak çocukların gelişimsel ihtiyaçları konusunda ciddi biçimde bilgisizdir. Bildiği bakım biçimini çocuğa da uygular.
Justin’i bir köpek kafesinde tutar, besler ve altını değiştirir. Fakat onunla çok az konuşur, oyun oynamaz ve çocuğun ihtiyaç duyduğu insan ilişkisini sağlayamaz.
Justin yaklaşık beş yıl boyunca köpeklerle birlikte yaşar.
Bu nedenle Justin’in yaşadığı şey yalnızca fiziksel bir kapatılma değildir.
İnsan ilişkilerinden, dilden, oyundan, sosyal etkileşimden ve gelişimi destekleyen deneyimlerden ciddi bir yoksunluktur.
Vakanın eğitim kaynaklarında aktarılan bölümünde Justin’in altı yaşındaki davranışları da bu yoksunluğun sonuçlarını açık biçimde gösterir.
Perry için Justin vakasının asıl önemi ise yalnızca yaşanan trajedi değildir.
Justin’in gelişiminde daha sonra ortaya çıkan değişimdir.
Çünkü Perry’nin yaklaşımı, çocuğun gelişiminin belirli alanlarda duraklamış veya bozulmuş olmasının her şeyin bittiği anlamına gelmediğini gösterir.
Beyin değişebilir.
Ve uygun deneyimler, ilişkiler ve tekrarlar bu değişimin parçası olabilir.
Beyin neyi tekrar ederse onu güçlendirir
Kitabın temel düşüncelerinden biri, beynin deneyimlerle şekillendiğidir.
Çocuk gelişirken hangi sistemler sürekli kullanılıyorsa, bu sistemler güçlenir. Kullanılmayan veya yeterince uyarılmayan sistemlerin gelişimi ise bundan etkilenebilir.
Bu nedenle travma yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değildir.
Çocuğun bugününü ve gelecekteki davranışlarını da şekillendirebilir.
Örneğin sürekli tehdit altında yaşayan bir çocuk için çevresindeki insanları izlemek, tehlikeyi önceden fark etmek ve hızlı tepki vermek çok önemli hale gelebilir.
Bu beceriler çocuğun hayatta kalmasına yardımcı olabilir.
Fakat aynı çocuk güvenli bir okula geldiğinde ve öğretmeninin anlattıklarını dinlemesi gerektiğinde, daha önce işe yarayan bu sistemler artık bir engel haline gelebilir.
Çocuk ders sırasında sürekli çevresini kontrol edebilir.
Yetişkin bunu “dikkatini veremiyor” diye görebilir.
Perry ise davranışın arkasındaki gelişimsel hikâyeye bakar.
Her çocuk aynı travmaya aynı tepkiyi vermez
Kitap, travmanın mekanik bir biçimde “şu olursa şu sonuç ortaya çıkar” şeklinde işlemediğini de gösterir.
Aynı tür olayları yaşayan çocukların tepkileri farklı olabilir.
Bazıları aşırı hareketli ve saldırgan hale gelebilir.
Bazıları içine kapanabilir.
Bazıları çevresinden kopmuş gibi görünebilir.
Bazıları ise yaşadıklarını uzun süre dışarıdan fark edilmeyecek biçimde taşıyabilir.
Perry bu nedenle yalnızca tanıya değil, çocuğun gelişimsel geçmişine bakılması gerektiğini vurgular.
Ne zaman travma yaşandı?
Çocuk o sırada kaç yaşındaydı?
Ne kadar sürdü?
Tek seferlik miydi, yoksa sürekli miydi?
Çocuğun hayatında güvenli ilişkiler var mıydı?
Sonrasında nasıl bir ortamda yaşadı?
Bütün bunlar çocuğun bugününü anlamak açısından önemlidir.
İyileşme yalnızca terapi odasında gerçekleşmez
Kitabın belki de en güçlü mesajlarından biri iyileşme konusundadır.
Perry, travma yaşamış çocukların iyileşmesini yalnızca tek bir terapi yöntemiyle veya tek bir uzmanla açıklamaz.
Çocuğun ihtiyaçlarına göre doğru deneyimlerin doğru sırayla sunulması önemlidir.
Bu düşünce, Perry’nin geliştirdiği Nöroardışık Yaklaşımın temelini oluşturur. Yaklaşım, beynin gelişimsel sırasını ve çocuğun yaşadığı travmanın zamanlamasını dikkate alarak müdahalenin çocuğun ihtiyaçlarına göre düzenlenmesini amaçlar. Kitapta Justin ve başka vakalar üzerinden bu yaklaşımın nasıl şekillendiği anlatılır.
Ancak Perry’nin yaklaşımında tekniklerin kendisinden daha temel bir unsur vardır:
İlişki.
Çocuk için güvenli, tutarlı ve şefkatli insanların varlığı.
Bir öğretmen.
Bir ebeveyn.
Bir bakım veren.
Bir terapist.
Bir arkadaş.
Bir topluluk.
İyileşme, çocuğun yeniden güvenli ilişkiler kurabilmesiyle yakından bağlantılıdır.
Kitabın son bölümünde de iyileşmenin yalnızca bireysel terapiyle sınırlandırılamayacağı; çocukların ait oldukları sosyal çevrenin, ilişkilerin ve topluluğun iyileşmedeki öneminin altı çizilir.
Etiket yerine hikâye
Kitabın bütün vakalarını bir arada düşündüğümüzde Perry’nin yaklaşımındaki önemli değişim daha görünür hale gelir.
Bir çocuğa bakıp:
“Dikkat problemi var.”
“Agresif.”
“Uyumsuz.”
“İletişim kuramıyor.”
“Travmalı.”
demek kolaydır.
Fakat bu kelimeler çocuğun hikâyesini anlatmaz.
Perry’nin yaklaşımı bizi etiketten önce hikâyeye bakmaya davet eder.
Çünkü bir davranış bazen çocuğun seçimi değil, yaşadığı deneyimlere karşı geliştirdiği bir uyum biçimidir.
Bu, davranışın doğru olduğu anlamına gelmez.
Ancak davranışın nedenini anlamadan onu değiştirmeye çalışmanın da çoğu zaman yeterli olmayacağını gösterir.
Sevgi, güven ve tekrar
Kitabın vakalarında ortak bir başka unsur daha vardır:
İyileşme çoğu zaman bir anda gerçekleşmez.
Travmanın etkileri yıllar içinde oluşabilir.
Dolayısıyla güvenin de yeniden kurulması zaman alabilir.
Çocuğun tekrar tekrar güvenli deneyimler yaşaması, güvenilir insanların yanında bulunması, ilişki kurması ve gelişimsel olarak ihtiyaç duyduğu deneyimlerle karşılaşması gerekir.
Perry’nin anlattığı çocukların hikâyelerinde bu nedenle mucizevi bir “tek seferlik çözüm” yerine tekrar, ilişki, sabır ve uygun deneyimler öne çıkar.
Bu yaklaşım kitabın umut tarafını oluşturur.
Çünkü geçmiş değiştirilemez.
Fakat geçmişin gelişmekte olan beyin üzerindeki etkilerinin her zaman değişmez olduğu da söylenemez.
Kitabın bize bıraktığı temel düşünce
Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk, aslında yalnızca travma yaşamış çocukları anlatan bir kitap değildir.
Çocuklara nasıl baktığımızı sorgulayan bir kitaptır.
Bir çocuğun davranışını gördüğümüzde onu hemen sınıflandırmak yerine, o davranışın arkasındaki deneyimi merak etmeyi önerir.
Bir çocuğun neden böyle davrandığını anlamak için yalnızca bugüne değil, geçmişine de bakmamız gerektiğini hatırlatır.
Ve belki kitabın en güçlü tarafı burada ortaya çıkar:
Çocukların davranışları çoğu zaman onların yaşadıkları dünyanın izlerini taşır.
Bazen saldırganlığın altında korku vardır.
Bazen ilgisizliğin altında aşırı uyarılmışlık.
Bazen iletişimsizliğin altında gelişimsel yoksunluk.
Bazen de yetişkinlerin “problem” olarak gördüğü bir davranış, çocuğun geçmişte hayatta kalmasını sağlayan bir uyum biçimidir.
Bu yüzden bir çocuğu gerçekten anlamak, yalnızca onun ne yaptığını görmek değildir.
Neden yaptığını anlamaya çalışmaktır.
Perry’nin vakaları aynı zamanda önemli bir umut taşır:
İnsan beyni deneyimlerden etkilenir; fakat yeni deneyimlerden de etkilenebilir.
Güvenli ilişkiler, şefkat, doğru gelişimsel uyarılar ve sabırlı bir çevre, geçmişte zarar görmüş gelişim süreçlerinin yeniden desteklenmesinde önemli olabilir.
Bu nedenle kitap, travmanın karanlık tarafını anlatırken yalnızca çaresizlikle bitmez.
Tam tersine, bize şunu hatırlatır:
Bir çocuğun geçmişi onun hikâyesinin bir parçasıdır; tamamı olmak zorunda değildir.


