KİTAP

İnsan İnsana

Doğan Cüceloğlu – İnsan İnsana

İnsanları Değiştirmeden Önce Onlarla Gerçekten İletişim Kurmayı Öğrenmek

İnsan hayatının büyük bölümü ilişkiler içinde geçiyor.

Ailemizle konuşuyoruz.

Arkadaşlarımızla konuşuyoruz.

Çocuklarımızı yetiştiriyoruz.

İş arkadaşlarımızla çalışıyoruz.

Seviyoruz, tartışıyoruz, kırılıyoruz, barışıyoruz.

Ama bütün bunların ortasında çok temel bir soruyu çoğu zaman unutuyoruz:

Gerçekten iletişim kurabiliyor muyuz?

Doğan Cüceloğlu’nun İnsan İnsana kitabı, insan ilişkilerinin merkezine bu soruyu yerleştiriyor.

Çünkü iletişim yalnızca:

Konuşmak değildir.

İletişim;

görmek, duymak, anlamak, dinlemek ve karşımızdaki insanın varlığını kabul etmektir.

Kitabın temel düşüncesi şu:

İnsan, insanla ilişki içinde gelişir.

Bu nedenle kaliteli bir hayatın önemli bir parçası da kaliteli ilişkiler kurabilmektir.


Kitabın Yazarı: Doğan Cüceloğlu Kimdir?

Doğan Cüceloğlu, Türkiye’de psikoloji ve insan ilişkileri denildiğinde akla gelen en önemli isimlerden biridir.

Psikoloji alanında akademik çalışmalar yapan Cüceloğlu, özellikle iletişim, aile, insan davranışları ve kişisel gelişim konularındaki eserleriyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır.

İnsan İnsana, onun en temel çalışmalarından biridir.

Kitapta insan ilişkileri yalnızca iletişim teknikleri açısından değil, insanın kendisiyle ve diğer insanlarla kurduğu ilişkinin niteliği açısından ele alınır.


1. İletişim Konuşmak Değil, İlişki Kurmaktır

İki insan aynı ortamda bulunabilir.

Konuşabilir.

Hatta saatlerce konuşabilir.

Ama yine de birbirini anlamayabilir.

Çünkü iletişim:

Sözcük alışverişinden daha fazlasıdır.

Bir insanın söylediklerinin yanında:

  • Ses tonu
  • Beden dili
  • Bakışları
  • Dinleme biçimi
  • Karşısındaki insana verdiği değer

de iletişimin bir parçasıdır.

Bu nedenle bazen:

“Seni dinliyorum.”

demekle gerçekten dinlemek arasında büyük fark vardır.


2. İnsan İnsana İlişki Nedir?

Cüceloğlu, insan ilişkilerinde iki temel yaklaşım arasındaki farka dikkat çeker:

İnsan insana ilişki

ve

insan nesneye ilişki.

İnsan insana ilişkide karşımızdaki kişiyi:

Kendi duyguları, düşünceleri, ihtiyaçları ve seçimleri olan bir insan

olarak görürüz.

Nesneye yaklaşımda ise karşımızdaki insanı:

İşimizi yaptıracağımız, değiştireceğimiz, yönlendireceğimiz veya kullanacağımız bir araç

gibi görmeye başlayabiliriz.

Bu ayrım çok önemlidir.

Çünkü bir insanı gerçekten insan olarak gördüğümüzde:

Onu kontrol etmekten çok anlamaya çalışırız.


3. Karşımızdaki İnsanı Olduğu Gibi Görmek

İlişkilerde sık yaptığımız hatalardan biri, karşımızdaki kişiyi olduğu gibi görmek yerine:

Olmasını istediğimiz kişi olarak görmeye çalışmaktır.

Bir anne çocuğunun:

“Başarılı olmasını”

ister.

Bir eş:

“Benim istediğim gibi davranmasını”

bekler.

Bir yönetici:

“Benim düşündüğüm şekilde çalışmasını”

ister.

Böylece karşımızdaki insanı anlamaya çalışmak yerine:

Onu değiştirmeye çalışırız.

Oysa sağlıklı iletişim:

Önce anlamayı gerektirir.


4. Dinlemek Neden Bu Kadar Zor?

Çünkü çoğu zaman dinlerken bile konuşmayı düşünüyoruz.

Karşımızdaki insan anlatıyor.

Biz ise içimizden:

“Şimdi ne cevap vereceğim?”

“Ben de ona ne anlatacağım?”

“Burada haksız.”

“Ben sana demiştim.”

diye düşünüyoruz.

Bu durumda fiziksel olarak dinliyoruz ama:

Zihinsel olarak konuşuyoruz.

Gerçek dinleme ise karşımızdaki insanın dünyasını anlamaya çalışmaktır.

Bazen cevap vermeden.

Bazen tavsiye vermeden.

Bazen haklı olup olmadığını tartışmadan.

Sadece:

Anlamak için dinlemek.


5. Empati: Kendimizi Onun Yerine Koymak

Empati çoğu zaman:

“Kendini onun yerine koy.”

şeklinde açıklanır.

Ancak empati yalnızca:

“Ben onun yerinde olsaydım ne hissederdim?”

değildir.

Daha derin bir soru vardır:

“O, kendi dünyasında bunu nasıl yaşıyor?”

Çünkü aynı olay iki insan için farklı anlamlara gelebilir.

Benim için küçük olan bir olay, başka biri için çok önemli olabilir.

Empati:

Benim ölçümü karşımdaki insana dayatmak yerine, onun dünyasını anlamaya çalışmaktır.


6. Ben Dili ve Sen Dili

İletişimde kullandığımız dil ilişkimizin niteliğini değiştirebilir.

“Sen zaten beni hiç dinlemiyorsun.”

“Sen çok dikkatsizsin.”

“Sen hiçbir şeyi doğru yapmıyorsun.”

Bu cümleler karşımızdaki kişiyi savunmaya itebilir.

Bunun yerine:

“Sen böyle yaptığında kendimi değersiz hissediyorum.”

“Bu davranışın beni kırdı.”

“Böyle olduğunda endişeleniyorum.”

gibi kişinin kendi duygusunu ifade eden bir dil kullanılabilir.

Buradaki amaç karşı tarafı suçlamak değil:

Kendi yaşantımızı açıkça ifade etmektir.


7. İletişimde “Doğru” Olmak Yetmez

Bir tartışmada haklı olabiliriz.

Ama haklı olmak:

İyi iletişim kurduğumuz anlamına gelmez.

Bazen bir tartışmayı kazanırız.

Ama ilişkiyi kaybederiz.

Çünkü iletişimin amacı her zaman:

Kimin haklı olduğunu kanıtlamak

değildir.

Bazen amaç:

İlişkiyi koruyarak problemi çözmektir.

Bu nedenle insan ilişkilerinde:

Haklı olmak ile anlaşılabilir olmak

arasındaki farkı görmek önemlidir.


8. Saygı: Katılmak Değil, Kabul Etmektir

Bir insanın düşüncesine katılmayabiliriz.

Onun kararını yanlış bulabiliriz.

Hayata bakışını benimsemeyebiliriz.

Ama yine de:

Onun insan olarak değerini kabul edebiliriz.

Saygı:

“Sen haklısın.”

demek değildir.

Saygı:

“Senin farklı düşünme hakkını kabul ediyorum.”

diyebilmektir.

Bu ayrım özellikle aile ilişkilerinde çok önemlidir.


9. Çocuklarla İletişim

Çocuklarla kurulan iletişim, onların kendilerini nasıl algılayacaklarını etkileyebilir.

Bir çocuğa sürekli:

“Sen tembelsin.”

“Sen dikkatsizsin.”

“Sen zaten anlamıyorsun.”

dediğimizde çocuk zamanla bu sözleri kendi kimliğinin bir parçası haline getirebilir.

Davranış ile kişiliği birbirinden ayırmak daha sağlıklıdır.

“Ödevini yapmadın.”

başka bir şeydir.

“Sen sorumsuzsun.”

başka bir şey.

İlk cümle davranışı anlatır.

İkincisi çocuğun kimliğine saldırır.


10. İlişkilerde Güven

Sağlıklı iletişimin temelinde güven vardır.

Bir insan:

Düşüncesini söylediğinde aşağılanmayacağını,

hata yaptığında değersizleştirilmeyeceğini,

duygularını ifade ettiğinde küçümsenmeyeceğini

hissediyorsa daha açık iletişim kurabilir.

Güven bir anda oluşmaz.

Küçük davranışların tekrarından oluşur.

Verdiğimiz sözleri tutmak…

Karşımızdakini dinlemek…

Sırlarını korumak…

Hata yaptığımızda özür dilemek…

Bunların her biri güveni oluşturur.


11. Kendimizle İletişim

Başkalarıyla ilişkimizin niteliği, bir ölçüde kendimizle kurduğumuz ilişkiyle de bağlantılıdır.

Kendisine sürekli:

“Yetersizsin.”

“Başarısızsın.”

“Sen zaten yapamazsın.”

diyen bir insanın başkalarından gelen eleştirileri de daha ağır yaşaması mümkündür.

Kendimizi tanımak:

Kendimizi kusursuz görmek değildir.

Kendimize dürüstçe bakabilmektir.

Neyi iyi yaptığımızı…

Nerede zorlandığımızı…

Neden korktuğumuzu…

Neye ihtiyaç duyduğumuzu…

fark edebilmektir.


12. Açık İletişim

İnsanlar bazen duygularını söylemek yerine karşı tarafın anlamasını bekler.

“Zaten anlaması lazım.”

“Ben söylemeden bilmeli.”

“Biraz düşünse ne demek istediğimi anlar.”

Ama insanlar birbirlerinin zihnini okuyamaz.

Bu nedenle:

Beklentilerimizi açıkça ifade etmek

ilişkileri kolaylaştırabilir.

“Sen bunu anlamıyorsun.”

yerine:

“Benim senden beklentim şu.”

demek daha açık bir iletişim sağlar.


13. Çatışma Her Zaman Kötü Değildir

İki insanın aynı düşünmemesi normaldir.

Farklı ihtiyaçları olabilir.

Farklı beklentileri olabilir.

Farklı değerleri olabilir.

Bu nedenle ilişkilerde çatışma kaçınılmazdır.

Önemli olan:

Çatışmanın nasıl yönetildiğidir.

Çatışmayı bastırmak yerine konuşabilmek…

Karşımızdakini aşağılamadan itiraz edebilmek…

Kendi sınırlarımızı ifade edebilmek…

Ve çözüm arayabilmek…

sağlıklı ilişkinin parçalarıdır.


14. İnsan İnsana Olabilmek

Kitabın adı aslında bütün anlatılanları özetliyor:

İnsan İnsana.

Karşımızdaki kişiyi:

Bir müşteri…

Bir çalışan…

Bir eş…

Bir çocuk…

Bir öğrenci…

Bir yönetici…

olarak görmeden önce:

Bir insan olarak görebilmek.

Onun da korkuları olduğunu…

İhtiyaçları olduğunu…

Kırılabildiğini…

Hata yapabildiğini…

Sevilmek ve anlaşılmak istediğini…

hatırlamak.

Belki de iyi iletişimin başlangıç noktası budur:

Karşımızdakini değiştirmeden önce onu görmeye çalışmak.


Kitabın Güçlü Yanları
  • İletişimi yalnızca konuşma becerisi olarak görmemesi
  • İnsan ilişkilerinin psikolojik boyutunu ele alması
  • Empati ve dinleme kavramlarını günlük hayata taşıması
  • Aile ve çocuk iletişimine uygulanabilmesi
  • “İnsan” ile “nesne” arasındaki ilişki farkını göstermesi
  • Okuyucuyu kendi iletişim biçimini sorgulamaya yöneltmesi
Kimler Bu Kitabı Okumalı?
  • İlişkilerini geliştirmek isteyenler
  • Ebeveynler
  • Öğretmenler
  • Yöneticiler
  • Eşler ve çiftler
  • Danışmanlar ve iletişim alanında çalışanlar
  • İnsanlarla yoğun iletişim kuran herkes
  • “Beni neden anlamıyorlar?” diye düşünen herkes
Kitaptan Akılda Kalan Güçlü Mesaj

İyi iletişim, karşımızdakini değiştirmekten önce onu anlamaya çalışmaktır.

SONUÇ: Önce İnsan

İnsan İnsana, iletişim hakkında yazılmış bir kitap gibi görünse de aslında daha temel bir şeyi sorgulatıyor:

İnsana nasıl bakıyoruz?

Karşımızdaki insanı kendi istediğimiz gibi davranması gereken biri olarak mı görüyoruz?

Yoksa onun da kendine ait bir dünyası olduğunu kabul ediyor muyuz?

Çocuğumuz istediğimiz notu almadığında…

Eşimiz beklentimizi karşılamadığında…

Çalışanımız hata yaptığında…

Arkadaşımız bizim gibi düşünmediğinde…

ilk tepkimiz ne oluyor?

Kontrol etmek mi?

Yargılamak mı?

Yoksa anlamaya çalışmak mı?

Belki de gerçek iletişim, konuşmaya başladığımız anda değil;

karşımızdaki insanı gerçekten görmeye başladığımız anda başlıyor.

Çünkü insan:

Anlaşılmak ister.

Değerli hissetmek ister.

Olduğu haliyle görülmek ister.

Ve çoğu zaman bir insanın hayatında büyük bir fark yaratmak için ona mükemmel bir cümle söylememiz gerekmez.

Bazen sadece:

Gerçekten dinlememiz yeterlidir.

İnsanı anlamadan davranışını değiştirmeye çalışırsanız dirençle karşılaşırsınız.
İnsanı anlarsanız, ilişkinin kendisi değişmeye başlar.

Yeni bir dünya için yol açık. Yeter ki yola çık!

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir