KİTAP

Mutluluk Tuzağı

Russ Harris – Mutluluk Tuzağı: Mücadeleyi Bırak, Yaşamaya Bak

Mutlu Olmaya Çalışmak Bizi Neden Daha Mutsuz Edebilir?

Mutlu olmak istiyoruz.

Hepimiz.

Daha iyi hissetmek, kaygılarımızdan kurtulmak, olumsuz düşünmemek, hayatımızı yoluna koymak istiyoruz.

Peki ya mutlu olma çabamızın kendisi bizi mutsuz ediyorsa?

Russ Harris, Mutluluk Tuzağı kitabında tam olarak bu paradoksun üzerine gidiyor.

Kitabın temel düşüncesi oldukça çarpıcı:

Mutluluk, hiç kötü hissetmemek değildir.

Çünkü insan hayatında acı, korku, kaygı, üzüntü, öfke ve hayal kırıklığı kaçınılmazdır.

Bunlardan kurtulmaya çalıştıkça bazen daha fazla mücadele ederiz.

Ve mücadele ettikçe, yaşadığımız duygular hayatımızın daha büyük bir bölümünü kaplamaya başlayabilir.

Harris’in önerdiği yaklaşım ise farklıdır:

Kötü hissetmemek için hayatı ertelemek yerine, bütün duygularımızla birlikte anlamlı bir hayat yaşamayı öğrenmek.

Kitabın Türkçe güncel baskısı Diyojen Yayıncılık tarafından 2022’de yayımlanmış, Belgin Selen Haktanır tarafından çevrilmiş ve 400 sayfadır. Bu baskı, kitabın önceki edisyonunun kapsamlı biçimde güncellenmiş hâlidir.

Kitabın Yazarı: Russ Harris Kimdir?

Russ Harris, tıp eğitimi almış bir doktor ve Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) eğitmenidir. Uzun yıllardır ACT yaklaşımı üzerine eğitimler vermekte ve psikolojik esneklik üzerine çalışmalar yürütmektedir. Mutluluk Tuzağı, onun en bilinen eseridir.

Kitap klasik anlamda:

“Nasıl daha mutlu olursunuz?”

sorusuna cevap aramıyor.

Daha farklı bir soru soruyor:

“Mutlu olmak zorunda olmadığınızı kabul ederek nasıl daha anlamlı bir hayat yaşayabilirsiniz?”


1. Mutluluk Tuzağı Nedir?

Mutluluğu hayatın doğal ve sürekli olması gereken bir durumu gibi görüyoruz.

Mutlu değilsek bir şeylerin yanlış olduğunu düşünüyoruz.

Üzgünsek:

“Böyle hissetmemeliyim.”

Kaygılıysak:

“Bu kaygıdan kurtulmalıyım.”

Kendimizi yetersiz hissediyorsak:

“Böyle düşünmemeliyim.”

diyoruz.

Böylece yalnızca olumsuz bir duygu yaşamıyoruz.

Bir de:

“Bu duyguyu yaşamamam gerekiyor.”

düşüncesiyle mücadele etmeye başlıyoruz.

İşte Harris’in dikkat çektiği mutluluk tuzağı burada ortaya çıkıyor.


2. Olumsuz Duygular Düşmanımız Değildir

İnsan zihni acı veren duygulardan kurtulmak ister.

Bu çok doğal.

Ancak hayatın amacı bütün olumsuz duyguları ortadan kaldırmak olamaz.

Çünkü korku da…

Üzüntü de…

Kaygı da…

Öfke de…

hayatın bir parçasıdır.

Bunları tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine:

Onlarla birlikte yaşamayı öğrenmek

daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.

Çünkü bazen sorun:

Kaygı duymamız değil, kaygı duyduğumuz için kendimize kızmamızdır.


3. Düşünceler Gerçek Değildir

Zihnimiz sürekli konuşur.

“Bunu yapamam.”

“Kimse beni sevmiyor.”

“Ya başarısız olursam?”

“Her şey kötüye gidecek.”

“Yeterince iyi değilim.”

Bu düşünceler son derece gerçekmiş gibi hissedilebilir.

Ancak bir düşüncenin zihnimizde ortaya çıkması, onun gerçek olduğu anlamına gelmez.

Harris’in yaklaşımında önemli olan düşüncelerimizi zorla susturmak değil:

Düşüncelerimizi düşünce olarak görebilmektir.

Örneğin:

“Ben başarısızım.”

yerine:

“Şu anda başarısız olduğumu söyleyen bir düşüncem var.”

demek arada önemli bir mesafe oluşturur.

İkinci cümlede düşünce hâlâ vardır.

Ama artık düşüncenin kendisiyle tamamen özdeşleşmeyiz.


4. Düşüncelerle Savaşmak Neden İşe Yaramaz?

Bir düşünceyi aklımızdan çıkarmaya çalıştığımızda ne olur?

“Bunu düşünmeyeceğim.”

dediğimiz anda zihnimiz onu yeniden önümüze getirebilir.

Bir şeyi bastırmaya çalıştıkça ona daha fazla dikkat verebiliriz.

Bu nedenle kitap:

Düşüncelerle savaşmak yerine onlarla farklı bir ilişki kurmayı

önerir.

Düşünce gelebilir.

Bırakın gelsin.

Ama her düşüncenin peşinden gitmek zorunda değilsiniz.


5. Kabul Etmek Vazgeçmek Değildir

“Kabul” kelimesi yanlış anlaşılabilir.

Bir durumu kabul etmek:

“Bunu seviyorum.”

veya:

“Böyle devam etmesine razıyım.”

demek değildir.

Kabul etmek, öncelikle:

“Şu anda olan şey bu.”

diyebilmektir.

Gerçekliği inkâr etmek yerine onunla temas kurmaktır.

Örneğin:

“Kaygılanıyorum.”

diyebilmek.

Sonra da:

“Kaygılanıyor olmama rağmen benim için önemli olan şeyi yapabilirim.”

diyebilmek.

İşte burada kabul, pasiflikten çıkıp hareket özgürlüğüne dönüşür.


6. Acı Kaçınılmaz, Acı Çekmek Her Zaman Zorunlu Değil

Hayatta acı vardır.

Bir ilişki bitebilir.

Birini kaybedebiliriz.

Başarısız olabiliriz.

Haksızlığa uğrayabiliriz.

Hayal kırıklığı yaşayabiliriz.

Bunları tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Fakat yaşadığımız acıya karşı verdiğimiz mücadele, ikinci bir acı yaratabilir.

Örneğin:

“Neden ben?”

“Böyle hissetmemeliyim.”

“Bunu hemen düzeltmeliyim.”

gibi düşünceler yaşanan olayın üzerine yeni bir yük ekleyebilir.

Bu nedenle kitap bize şunu düşündürüyor:

Acıyı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, acıyla birlikte yaşayabilmeyi öğrenebilir miyiz?


7. Değerler Hedeflerden Daha Büyük Olabilir

Hedefler ulaşılacak noktalardır.

“Kitap yazacağım.”

“Para kazanacağım.”

“Ev alacağım.”

“Terfi edeceğim.”

Bunların hepsi hedef olabilir.

Ama hedefe ulaştığımızda ne olacak?

Yeni bir hedef belirleyeceğiz.

Değerler ise başka bir şeydir.

Değerler:

Nasıl bir insan olmak istediğimizi

ve

hayatımızı hangi ilkeler doğrultusunda yaşamak istediğimizi

ifade eder.

Örneğin:

  • Sevgi
  • Özgürlük
  • Öğrenme
  • Cesaret
  • Dürüstlük
  • Katkı
  • Aile
  • Yaratıcılık

birer değer olabilir.

Hedef:

“Bir kitap yazmak.”

Değer:

“Üretmek ve insanlara katkı sağlamak.”

Hedef tamamlanabilir.

Ama değer, yaşam biçimidir.


8. Anlamlı Hayat, Sorunsuz Hayat Değildir

Belki de kitabın en önemli mesajlarından biri budur.

Anlamlı bir hayat:

Hiç üzülmediğimiz hayat değildir.

Hiç kaygılanmadığımız…

Hiç başarısız olmadığımız…

Hiç korkmadığımız…

Hiç acı çekmediğimiz…

bir hayat da değildir.

Anlamlı hayat:

Bütün bunlara rağmen bizim için önemli olan şeyleri yapmaya devam ettiğimiz hayattır.

Bir insan ailesini sevdiği için endişelenebilir.

Bir girişimci başarısız olmaktan korkabilir.

Bir sanatçı eleştirilmekten çekinebilir.

Ama korku, onların değer verdikleri şeyleri yapmalarına engel olmak zorunda değildir.


9. Psikolojik Esneklik

Harris’in yaklaşımının merkezinde psikolojik esneklik bulunur.

Psikolojik olarak esnek olmak:

Her zaman iyi hissetmek değildir.

Tam tersine:

İçimizde ne olursa olsun, değerlerimiz doğrultusunda hareket edebilme kapasitesidir.

Kaygılıyken de konuşabilmek.

Korkarken de adım atabilmek.

Üzgünken de sevdiklerimizle bağ kurabilmek.

Kendimize güvenmediğimiz bir anda bile önemli bir işe başlayabilmek.

Yani:

Duygularımızın hayatımızın direksiyonuna geçmesine izin vermemek.


10. Şimdiki Anı Yaşamak

Zihin çoğu zaman iki yerde dolaşır:

Geçmişte.

ve

Gelecekte.

Geçmiş:

“Keşke…”

Gelecek:

“Ya şöyle olursa?”

Bu düşünceler içinde yaşarken içinde bulunduğumuz anı kaçırabiliriz.

Oysa hayatın gerçekten yaşandığı tek zaman:

Şimdidir.

Şimdiki ana dönmek, bütün düşünceleri susturmak değildir.

Bulunduğumuz anın farkına varmaktır.

Şu anda ne görüyorum?

Ne duyuyorum?

Ne hissediyorum?

Ne yapıyorum?

Ve:

Şu anda benim için önemli olan ne?


11. Kendinize Karşı Daha Şefkatli Olun

İnsanların kendileriyle konuşma biçimi çoğu zaman başkalarıyla konuşma biçimlerinden çok daha serttir.

Bir arkadaşımız hata yaptığında:

“Olabilir. Herkes hata yapar.”

deriz.

Aynı hatayı yaptığımızda:

“Nasıl böyle bir hata yaptım?”

diye kendimize saldırabiliriz.

Oysa kendine şefkat:

Kendini sürekli haklı çıkarmak değildir.

Kendini geliştirmekten vazgeçmek değildir.

Kendine karşı:

Gerçekçi, anlayışlı ve insanca davranabilmektir.


12. Hayatınızı Kontrol Etmeye Çalışmak

Kontrol etmek istediğimiz çok şey var.

Başkalarının bizi sevmesini…

Başkalarının ne düşüneceğini…

Geleceğin nasıl olacağını…

Hiç hata yapmamayı…

Hiç üzülmemeyi…

Her zaman kendimize güvenmeyi…

Fakat bunların önemli bir bölümü bizim kontrolümüzde değildir.

Kontrol edebileceğimiz alan ise daha sınırlıdır:

Kendi davranışlarımız.

Bu nedenle şu ayrımı yapmak önemlidir:

Kontrol edebildiklerim

ve

kontrol edemediklerim.

Enerjimizi ikinci alana harcadıkça tükenebiliriz.


13. Değerleriniz Doğrultusunda Hareket Edin

Kitabın önerdiği yaklaşımın en güçlü taraflarından biri şudur:

Önce iyi hissetmeyi beklemeyin.

Çünkü:

“Önce korkum geçsin, sonra başlayacağım.”

“Önce kendime güveneyim, sonra konuşacağım.”

“Önce kaygım bitsin, sonra harekete geçeceğim.”

dediğimizde hayatımızı duygularımızın izin verdiği ölçüde yaşamaya başlarız.

Oysa bazen:

Korkarken de başlayabiliriz.

Kaygılıyken de konuşabiliriz.

Kendimizden emin değilken de adım atabiliriz.

Çünkü cesaret:

Korkunun yokluğu değil, korkuya rağmen hareket edebilmektir.


14. Mutluluk Bir Hedef Olmaktan Çıkabilir

Kitabın bütün düşüncesi burada birleşiyor.

Mutluluğu:

“Ulaşmam gereken bir durum”

olarak gördüğümüzde, mutsuz olduğumuz her an başarısız olduğumuzu düşünebiliriz.

Oysa hayat:

Mutlu anlardan…

Mutsuz anlardan…

Başarılardan…

Kayıplardan…

Heyecanlardan…

Korkulardan…

oluşur.

Bunların hepsine yer açtığımızda mutluluk için verdiğimiz mücadele azalabilir.

Ve belki de ironik biçimde:

Hayatı yaşamaya başladığımızda daha fazla tatmin bulabiliriz.


Kitabın Güçlü Yanları
  • Mutluluk kavramını alışılmışın dışında ele alması
  • Olumsuz duygularla mücadele etmek yerine onları kabul etmeyi öğretmesi
  • Düşünceler ile gerçeklik arasındaki farkı göstermesi
  • Değerler kavramını merkeze alması
  • Hedef ile değer arasındaki farkı açıklaması
  • Psikolojik esnekliği günlük hayata uyarlaması
  • Okuyucuya yalnızca teori değil, uygulanabilir egzersizler sunması
Kimler Bu Kitabı Okumalı?
  • Sürekli mutlu olmak zorunda hissedenler
  • Kaygılarıyla mücadele edenler
  • Olumsuz düşüncelerinden kurtulamayanlar
  • Kendini sürekli eleştirenler
  • Hayatının yönünü sorgulayanlar
  • Değerleri doğrultusunda yaşamak isteyenler
  • Kişisel gelişimle ilgilenenler
  • “Daha iyi hissetmeden hayatıma devam edemem” diyen herkes
Kitaptan Akılda Kalan Güçlü Mesaj

Mutlu olmak için mücadele etmeyi bırakıp, değer verdiğiniz hayatı yaşamaya başlayın.

SONUÇ: Mutluluğu Aramayı Bırakıp Hayatı Yaşamak

Mutluluk Tuzağı, mutluluğa karşı yazılmış bir kitap değil.

Tam tersine, mutluluğu yanlış yerde aramamamız gerektiğini anlatıyor.

Çünkü hayatımız boyunca:

“Bir gün…”

diyoruz.

Bir gün daha çok param olunca…

Bir gün kaygılarım geçince…

Bir gün kendime güvenince…

Bir gün her şey yoluna girince…

Bir gün gerçekten mutlu olunca…

hayatı yaşamaya başlayacağımızı düşünüyoruz.

Ama o “bir gün” hiç gelmeyebilir.

Çünkü hayat:

kusursuz olduğunda başlayacak bir prova değildir.

Hayat zaten şu anda yaşanıyor.

Belki bugün kaygılıyız.

Belki kırgınız.

Belki korkuyoruz.

Belki istediğimiz yerde değiliz.

Bütün bunlara rağmen kendimize şu soruyu sorabiliriz:

“Şu anda benim için gerçekten önemli olan ne?”

Sonra da:

“Bunu yapmak için kendimi iyi hissetmeyi beklemek zorunda mıyım?”

Belki cevap hayırdır.

Çünkü iyi bir hayat:

Hiç kötü hissetmediğimiz hayat değil;

kötü hissettiğimiz zamanlarda bile değer verdiğimiz şeyler için yaşamaya devam edebildiğimiz hayattır.

Ve belki de mutluluğun en büyük paradoksu şudur:

Mutluluğu kovalamayı bıraktığımızda, hayatın kendisini daha fazla yaşamaya başlayabiliriz.

Bu nedenle Mutluluk Tuzağı bize yeni bir mutluluk reçetesi vermekten çok daha değerli bir şey öneriyor:

Mutlu olmak zorunda olmadığımızı kabul ederek, hayatımızı gerçekten yaşamaya başlamak.

Yeni bir dünya için yol açık. Yeter ki yola çık!

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir